Modern Dünya İnsanının Dertlerine Bir İlaç Olarak Yoga


5000 yıllık bir öğreti yoga. Ormanlardan, mağaralardan çıkıp da, şehre inen.

Binlerce yıl, ustadan çırağa aktarılmış, küçük bir azınlık içinde saklı tutulmuş olan bir bilgi; bugünlerde “modernize” edilmiş versiyonları, yolda çeşitli dönüşüm ve adaptasyon süreçleri geçirmiş halleri ile geniş kitlelere “yoga” adı altında aktarılıyor.

Psikologların, doktorların hastalarına yogayı önermeye başladıkları, fizyoterapistlerin yogayı kendi tedavileri içerisine dahil etmeye başladıkları günleri yaşıyoruz. Her geçen gün daha çok kişi yoga öğrenmek, öğretmek istiyor. 

Peki, neler oluyor? Nedir bu yoga? Dışardan göründüğü üzere, bir tür egzersiz mi? Felsefi ya da ahlaki öğreti mi? Günümüz insanı için yogayı bu denli çekici kılan ve popüler kültürün bir parçası haline getiren nedir?

“Yolu ve erdemlerini anlatan kitap” olarak bilinen Tao Te Ching’den Yin ve Yang’a dair aşağıdaki dizeler, durumu anlamızda belki bize bir miktar yardımcı olabilir.


“İnsanlar birşeyleri güzel olarak görmeye başladıklarında,

çirkinlik yaratılmıştır.

İnsanlar birşeyleri iyi diye görmeye başladıklarında,

kötülük yaratılmıştır.

Var olmak ve var olmamak birbirini üretirler.

Zor ve kolay birbirini tamamlarlar.

Uzun ve kısa birbirini tanımlarlar.

Yüksek ve alçak birbirine karşıttırlar.

En başta olan ve en sonda olan birbirlerini izlerler.”


İnsanları yogaya getirenin ne olduğunu anlamak için günümüz insanın haline bakmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yoganın bu denli yayılmasına sebep olan, yogayı popüler kültürün parçası yapan içinde bulunduğumuz modern dünya düzeninin ta kendisi. Günümüz insanının ihtiyaçları, elinden gelenler, gelmeyenler, arayışları, yakarışları…

Kendi hakikatinden uzaklaşmış insanının içsel yakarışlarına bir cevap “Modern Yoga”.

Dışa dönük, hedef odaklı, birşeyden diğerine yetişmeye çalışarak, kendi bedenimiz ve hakikatimiz ile bağımız zayıflamış; bunun sonucu olarak da çoğu zaman mutsuz, arayış içerisinde olduğumuz bir yerdeyiz. Hayatı yaşamaktan ziyade, gerekleri yerine getirmekten arta kalan zamanlara yaşamı sıkıştırmaya çalışan biz insanlar için bir ilaç olarak ortaya çıkıyor yoga. Sistemin durmaksızın hasedimizi uyandırmak suretiyle üzerimizden kazanmaya çalıştığı faydaya, kendimizden her daim “daha iyi bir ben yapmak” için çabalayan, acımasızca yargılayan halimize bir merhem.

Nasıl ki bir hastalık ortaya çıktığında ona iyi gelecek ilaçlar üzerine ARGE çalışmaları başlar… Yani hastalıktır ilacın doğmasına sebep olan; bizim de insanlık olarak, derdimiz büyük. İnsanlığımızdan, kendimizden uzağa düşmüşüz. İşte günümüz yogası, çoğu insanın muzdarip olduğu bu “hasta hale” merhem olabilecek ilaçlardan biri olarak, binlerce yıldır “saklandığı” yerden, gün yüzüne çıkıyor…

Binlerce yıllık ARGE çalışmalarının bir sonucu bu merhem, insanlığın birikimi. İnsanın insana armağanı.

Elbet, tam olarak eski hali korunmamış. Zamanla hastalıkların mutasyona uğramasıyla aşıların değişmesi gibi; insanlığın dertleri de zaman içerisinde değişmiş. Bu değişim elbet yogada “aranan”ı da zamanla değiştirmiş. Farklı farklı kollara ayrılmış, kendi yeni versiyonlarını doğurmuş. Özüne dair önemli bir kısım bilgi de karanlıkta kalmış, evet. Ancak günümüze gelen modernize veya geleneksel versiyonları ile yoga günümüzde birçok insana iyi geliyor.

Farklı ihtiyaçlar için, farklı çeşitleri uygulanıyor ve işe yarıyor. İşe yaradığı için, her gün daha çok insan birbirine tavsiye ediyor. İnsanlar psikolojik, fizyolojik sorunlarına çare bulmak için ya da sadece yavaşlamak, rahatlamak ya da sağlıklı kalmak için yoganın farklı türlerini deniyorlar. Pandemi sırasında evde kalırken sağlıklarını muhafaza etmek için, endişelerini, korkularını azaltabilmek için yogayı kullanıyorlar.

Özünde içsel özgürlüğü, zihin üzerinde hakimiyet oluşturarak keyif ve acının ötesindeki kalıcı mutluluk halini vaad eden yoga; günümüzde fit olmak, sağlıklı kalmak, sağlığımızı geri kazanmak, sinir sistemimizi dengelemek, zihnimizi sakinleştirmek, hayattaki anlam ihtiyacımıza bir cevap bulmak gibi çeşitli ihtiyaçlar için uygulanıyor.

Yoga, öncelikle tüm dışa dönük yaşam modelimizin içerisinde bir kendine, içe dönme hali olarak dikkatimizi çekiyor. İster daha durağan bir tarz olan Yin Yoga, ister yoganın daha geleneksel ya da yine modernize edilmiş vinyasa tarzlarını uyguluyor olun; bir süreliğine çıplak ayaklarınızla, kendinizle baş başa kalıyor, dikkati mümkün olduğunca pratik sırasında o anda olan’da tutmaya -kendini zorlayan ve yargılayan bir yerden ziyade, gören bir yerden tutmaya- gayret eden bir pratik uyguluyorsunuz.

Dikkat zihinden bedene inmeye başlıyor…

Geçmişten ve gelecekten, Şimdi’ye.

Olan’a.

Başta “kaba” olan bir yerden başlıyor genelde farkındalık. Bedenin mekan içerisindeki yerini, duruşların kaslarınızdaki, eklemlerindeki etkilerini fark etmeye başlıyorsunuz. Belirli bir yerlerinizdeki sıkışıklığı, bazı kaslarınızı sıklıkla kasılı tuttuğunuzu, gövdenizin sağ yanının soldan daha esnek olduğunu, bağırsaklarınızdaki hareketi veya ayakta iken hangi ayağınıza ağırlık verdiğinizi fark etmeye başlıyorsunuz…

Sonra nefesi fark ediyorsunuz…

Sıkışık mı, rahat mı?  Kısa mı, uzun mu?

Hayat ile aramdaki bağ olan nefesim, be-nim ne-fe-sim… Ne durumda?

Ben ne durumdayım?   

Nasıl hissediyorum?

Bedenimde adını koyabildiğim ya da koyamadığım duyumları fark etmeye başlıyorum…

Bazen karnımda bir ağırlık hissi, bazen boğazımda bir düğüm ya da baskı, bazen bacağımda bir titreme…

Bazen de, bir hüzün.

Bazen; bir ferahlık ve hafifleme…

Bazen öfke…

En güçlüsünden. Bir anda, nereden çıktığını dahi anlamadığım.

Ben bedenime, kendime “dokundukça”, o da “ses vermeye” başlıyor.

Bedenim, duygularım, duyumlar vasıtasıyla yeniden bana sesini duyurmaya başlıyor.

Uzun zamandır dinlemediğim eski, yakın bir arkadaşım gibi. Belki biraz sitem ediyor, belki görülmemiş olan parçalarından öfke açığa çıkıyor… Ona kulak verdikçe, ona olduğu hali ile olmasına alan tanıdıkça; yargısız bir yerden ya da yargıladığımızı fark eden bir yerden onunla kaldıkça… Her ne açığa çıkarsa çıksın; aramızdaki ilişki güçleniyor!

Yakınlaşıyoruz…

Yeniden bağ kuruyoruz.

Kendimizle kurduğumuz bu yeni ilişki hali içinde, iyileşmeye başlıyoruz.

Ve “kendimizle randevularımız” devam ettikçe; görüyoruz ki, her gün değişiyoruz.

Ve her his insana ait.


Mevlana’nın dediği gibi;

“İnsan kısmı bir misafirhane 

Her sabah yeni birisi gelir. 

Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik, 

Aniden farkına varmak bir şeyin, 

Hepsi beklenmedik misafir. 

Hepsini karşılayıp eyle! 

Evini vahşetle süpürüp, 

Bütün mobilyalarını boşaltan 

Bir kederler kalabalığı bile gelse. 

Her geleni alnının akıyla misafir et. 

Olur ki yeni bir zevk getirmek için 

Boşalttılar evini. 

Karanlık düşünce, utanç ve garez, 

Hepsini gülerek karşıla kapıda 

Ve buyur et içeri. 

Minnettar ol her gelene 

Kim gelirse gelsin. 

Çünkü bunların her birisi 

Öte taraftan bir kılavuz olarak gönderildi.”


Bir duruştan diğerine, bir günden diğerine değişenleri izliyoruz. Pozda kaldıkça, değişen duygu ve düşüncelerimizi, olan’ı ve olan’a tepki veren “ben”i izliyoruz.

Davranış kalıplarımızı görmeye başlıyoruz.

Hayatımızda her ne oluyorsa ve hayatımızda oluşturabildiklerimizin bir izdüşümü olarak içimizdeki “iklimi” görmeye başlıyoruz. Ve bu “karşılaşma” dönüşümü başlatıyor.

Bence “günümüz modern yoga”sının sağlayabileceği en kıymetli faydalardan biri, bu “karşılaşma” için elverişli bir alan oluşturmak. Farklı farklı insan “oluş”larına, ihtiyaçlarına, cevap veren farklı yoga ekolleri ile, insanları bu “karşılaşma alanına” davet etmek…

İnsanın kendi ile kurabileceği yakınlığın tadını almasına aracı olmak.

İnsana onu her hali ile kabul eden bir kucak yaratmak.

Kendini bırakabileceği, onu taşıyacak alan yaratmak.

İnsana kendi ile karşılaşma fırsatı tanımasının yanında, kendi ile daha şefkatli bir yerden ilişki kurmayı öğretmeye başlaması, insanın çocukluğunda yazılmış olan yazılımı değiştirmeye başlıyor.

Kendimizi haftada birkaç kere, bir süreliğine de olsa, her halimizle kucaklayan bir kucağa bırakabilmek, insanı iyileştiriyor…